
27 Haziran 2012 Çarşamba
bir garip gun...
Bugun bir degisigim sevgili blogum. Nasil desem,nasil anlatsam bilemiyorum.Hersey cok guzel giderken, boyle bir melankolik,biraz depresif, biraz sikintili bir ruh hali icindeyim her nedense... Havadan midir sudan midir bilmiyorum. Hava da bugun benim gibi. Biraz bulutlu, biraz karanlik. Ben boyle pek olmam, nitekim de bayadir olmamistim. Insanin ici sebepsiz sikilir ya bazen, iste oyle bir sey... Kendimi yorgun ve halsiz hissediyorum. Halbuki iki gundur Emirosum ve anneannesi beni sabahlari bir guzel uyutuyorlar yani uykusuz da degilim.Neyse bakalim yarin nasil uyanacagim? Umarim gecici bir ruh halidir bu benimkisi, yoksa boyle hayat cok sıkıcı.
20 Haziran 2012 Çarşamba
alışveriş

16 Haziran 2012 Cumartesi
blogum blogum:)

8 Haziran 2012 Cuma
tatile gidelim !!

Şans eseri sitede bu sene doğmuş bir sürü bebek var. Bakalım onları kaynaştırabilecek miyiz? Gerçi sosyalleşip, arkadaş edinmek için henüz erken ama olsun, deneyeceğiz.
Uzun süredir gerçek bir tatile gidemedim.Bu yaz da mümkün olur mu bilmiyorum. Tatile gitmeyi , tatile gitme planları yapmayı, tatil için heyecanlanmayı,mavi denizlerde yüzmeyi özledim...
Tatile gidelim!!
Sabah erkenden çıkalım. Daha seslerimiz geceden çıkmamış olsun; kırık, kekre. "Yoldan simit alırız" diyelim, yanımızda çay dolu küçük bir termos olsun. Tatile çıkıyoruz ya, gerekçesiz gülelim filan olur olmaz.
Şehrin son evleri geride kalıncaya kadar konuşmayalım hiçbir şeyden. Mutlaka bir şey unutmuş olalım evde. "Aman boş ver, gittiğimiz yerden alırız" diyelim. Aldırmayalım. Aldırmayışımızla tatile çıkmış olalım. Yetişmeyelim bir yere, "Geze geze gidelim" diyelim. Şurada çay içelim sonra. Yavaş yavaş. Hava sıcak olunca arabanın bagajından terliklerimizi çıkarıp giyelim. Sonra yavaş yavaş bütün yıldan bahsedelim. Hiç bahsetmediğimiz seslerimizle birbirimizden, kendimizden, olup bitenlerden, tanıdığımız insanlardan.
Gülelim. Dedikodulara geçelim, birbirimize ufak tefek sırlar verelim. Yine gülelim sonra, tatildeyiz ya, ondan.
Dikiz aynasında çiçek
Yolda duralım yerli yersiz. Çiçek toplayalım. Arabanın dikiz aynasına takalım çiçekleri. Vardığımız yere kadar süzülüp solacaklarını bile bile. Meyveler alalım, şehvetli meyveler.
Şeftalileri satan adamla konuşalım uzun uzun şeftaliler üzerine. Eski şeftaliler, yenileri ve dünyanın değişen halleri üzerine konuşalım. Herkesi sever ya insan tatildeyken, öyle.
Dağ çeşmelerinde duralım. Yüzümüzü yıkayalım buz gibi, kollarımızı, kulaklarımızın arkasını. Saçlarımız ıslansın biraz, biraz su damlasın yüzümüzden. Acıkalım artık, öğlen oldu.
Neşeli köfteler yapan bir yerde duralım. İşe bak, en iyi köftelerini yapıyor olsun kadın tesadüfen. Bir kere kendini bırakınca ve baştan gülmeye başlayınca her şey iyi gider ya kendiliğinden, öyle olsun. Salatalar gelsin masaya, zeytinyağı parlasın güneşte. Ekmeğin kıtır yerlerini salatanın suyuna batıralım. Lavaboda, açık havada ellerimizi yıkayalım uzun uzun; şehir bizden akıp gitsin. Kahve de yapsın kadın bize, "İkramımız" diye gelsin. Bacaklarımızı uzatıp kahveleri de içelim bir güzel. Sonra yeniden koyulalım yola.
Eflatun saati
Derken eflatun saati gelsin, tarlalar, ağaçlar, kuşlar eflatun olsun. Yolumuza bir kaplumbağa çıksın, bir tavşan ve bir yılan. Şaşıralım her şeye. Radyoda aniden bir kanal çıksın kendi kendine. En sevdiğim o şarkı var ya, aniden yakalasın radyoyu, bırakmasın. Yorulalım neşeden. Tam yorulduğumuz yerde varalım varacağımız yere.
Bavullarımızı alsın biri, biri bizi sabun kokulu bir odaya taşısın. Yıkanıp paklanıp bizim için hazırlanmış bir şehre inelim. "Ben size şimdi güzel bir şeyler getireyim" diyen sürprizli garsonlardan birine rast gelelim. Getirdiği her şeyi sevelim. Her tabağa şaşalım.
Kekikli ahtapot da getirsin adam mutlaka, kabak çiçeği dolması da getirsin. Biz orada duralım öylece, bildiğimiz en güzel şeylerden bahsedelim. Balıkçılar balığa çıkana kadar bitmesin konuşacaklarımız, güleceklerimiz.
Sallana sallana gidelim odamıza. Ama o sırada balıkçılara kahve yapan bir adam görelim. Yüzü ışıklı olsun adamın. Derme çatma bir kahve yapsın bize. Küçük, komik bir hikâye anlatsın. Uyuyacakken tam odamıza çıkalım.
Öyle bir uyku uyuyayım ki öyle bir uyku uyunmamış olsun. Bembeyaz bir uyku olsun bu, rüya bile görmeyelim. Uyandığımızda pamuk gibi olsun yüzümüz, gözlerimizde yüz mumluk ampuller yanıyor olsun. Sonra soralım "Ne yapalım bugün?" düşünürken uyuyalım tekrar, "Yaa, birazcık daha!"...
6 Haziran 2012 Çarşamba
5 Haziran 2012 Salı
havadan sudan...
Bir baktım ki yazmayalı epey olmuş:)Bir aydır, biraz curcunalı ama çok keyifli bir kalabalık içindeydik... Emir'in amcaları, yengesi,babaannesi hep bir aradaydık. Amcalarımızdan biri zor bir ameliyat geçirdi.İyileşti ve dün gece evlerine geri döndüler. Babaannemizi de yazı memleketinde geçirmek üzere onlarla birlikte uğurladık.Kalabalığa çok çabuk alışıyor insan. Bu gün uzun bir süreden sonra ilk defa baş başa kaldık.Yalızlığımızı biraz yadırgadık.Sabah yine kahvaltımızı etmemek için oğluşla savaş verdik. Ne olacak bizim bu ek gıdayı reddedişlerimizin ve karşılıklı inatlaşmamızın sonu merak ediyorum.Kim kazanacak bu savaşı acaba?
Gelmez dediğim yaz, bir anda, çok ani ve şiddetli geldi. Ne olduğunu anlayamadan kendimizi 40 derece sıcaklarda bunalırken buluverdik:) Dedim ya insanoğlu böyle işte. Şimdi de sıcaklardan şikayet eder olduk:) Kış bebeği olduğumuz için ani değişen bu sıcak havalara henüz adapte olamadık. Cam açsak mı? Klima çarpar mı? Çok mu ince giydirdim acaba ? Terledi galiba diye... Bir türlü ayarı tutturamadım.Bu daha ilk yazımız, buna da alışacağız:)
Bu hafta sonu yazı geçirmek üzere anneannemizin yazlığına gideceğiz. Toparlanması gereken binlerce şey var.Çocukla bir saatliğine bile bir yere gitmek için valiz hazırlamak gerekiyor.Son günlerde,halimize biz bile güler olduk. Sürekli ellerimiz kollarımız tıka basa dolu olarak bir yerden bir yere taşınır haldeydik. Şimdi uzun süreli bir yolculuk için geniş kapsamlı bir hazırlık süreci gerekecek...
Şu sıralar bir gezesim, uzak diyarlara gidesim, yeni yerler göresim, ama hiç yorulmayasım var:)Zira oğluşun kilosu arttığından, onu sling ile taşımak gün geçtikçe daha zor oluyor. Şimdiden yaşlılar gibi oturduğum yerden oflaya puflaya kalkar oldum. Bacaklarım fazla yük taşımaktan ağrımaya başladı. Bu duruma çok üzülüyorum ,çünkü sling bizim hayatımızı kolaylaştıran aletlerden biriydi. Onun sayesinde dışarılardan mahrum kalmadık.Çabucak kendimizi sokağa atabiliyorduk.İstediğimiz yere kolayca girip çıkıyorduk. Kocaman hantal bebek arabaları ile bu iş bir işkence gibi. Tek başıma bu özgürlüğe sahip olmak çok hoşuma gidiyordu.Artık galiba bu mümkün olamayacak...Şu günlerde kendimi, enerjik fakat bir o kadar da fiziksel olarak yorgun hissediyorum.
Gelmez dediğim yaz, bir anda, çok ani ve şiddetli geldi. Ne olduğunu anlayamadan kendimizi 40 derece sıcaklarda bunalırken buluverdik:) Dedim ya insanoğlu böyle işte. Şimdi de sıcaklardan şikayet eder olduk:) Kış bebeği olduğumuz için ani değişen bu sıcak havalara henüz adapte olamadık. Cam açsak mı? Klima çarpar mı? Çok mu ince giydirdim acaba ? Terledi galiba diye... Bir türlü ayarı tutturamadım.Bu daha ilk yazımız, buna da alışacağız:)
Bu hafta sonu yazı geçirmek üzere anneannemizin yazlığına gideceğiz. Toparlanması gereken binlerce şey var.Çocukla bir saatliğine bile bir yere gitmek için valiz hazırlamak gerekiyor.Son günlerde,halimize biz bile güler olduk. Sürekli ellerimiz kollarımız tıka basa dolu olarak bir yerden bir yere taşınır haldeydik. Şimdi uzun süreli bir yolculuk için geniş kapsamlı bir hazırlık süreci gerekecek...
Şu sıralar bir gezesim, uzak diyarlara gidesim, yeni yerler göresim, ama hiç yorulmayasım var:)Zira oğluşun kilosu arttığından, onu sling ile taşımak gün geçtikçe daha zor oluyor. Şimdiden yaşlılar gibi oturduğum yerden oflaya puflaya kalkar oldum. Bacaklarım fazla yük taşımaktan ağrımaya başladı. Bu duruma çok üzülüyorum ,çünkü sling bizim hayatımızı kolaylaştıran aletlerden biriydi. Onun sayesinde dışarılardan mahrum kalmadık.Çabucak kendimizi sokağa atabiliyorduk.İstediğimiz yere kolayca girip çıkıyorduk. Kocaman hantal bebek arabaları ile bu iş bir işkence gibi. Tek başıma bu özgürlüğe sahip olmak çok hoşuma gidiyordu.Artık galiba bu mümkün olamayacak...Şu günlerde kendimi, enerjik fakat bir o kadar da fiziksel olarak yorgun hissediyorum.
1 Haziran 2012 Cuma
istanbul'a yaz gelir mi?

Neyse canım, şikayet etmiyoruz. İnsanoğluna yaranılmaz işte. Yarın öbür gün, çok sıcak yaz günlerinde de off ne olacak bu sıcakların hali böyle, yanıyoruz , kavruluyoruz diye bir yazı gelebilir :)Biz yine de elimizdekinin kıymetini bilelim de ,bu güzel çilek mevsimini doya doya yaşayalım.Ne de olsa en güzel mevsim bahar. Her şeyin en taze ,en yeşil olduğu ,doğanın yine, yeni yeniden, tekrar tekrar yenilendiği yeşil bahar:) Sen hiç bitme, hep böyle yeşil kal:)Ne de olsa önümüz yaz , kışa daha çok var...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)